Dünya üzerindeki her insan, bir şiiri/öyküyü/şarkıyı hak eder mi?
Etmemeli...
Tek bir kelimeyi bile yerçekimine yenik düşüp kaldıramayan insanlar varken.
"Nefesin tenime değiyor, kaşınıyorum" *
~
Mayıstı.
Güneş uyuşukluğunu bırakmış, sıcaklığını üzerimizden esirgemiyordu.
Ben de sıcaktım.
O buz kesmişti. Dokundukça yüzüme, her bir hücrem yanıyordu soğuktan. Eriyordu o.
Duygu alış-verişiydi belki aramızdaki. O aşktan yoksundu, yaralanmış, kabuk bağlamıştı zamanla. Kabuğundan çıkmıyordu.
Sert kabuğuna takıldım, düştüm önce. Yaklaşmaya çalıştığım her seferde kulağıma gelen bir tıkırtıydı sadece. Kabuğundan çıkmıyordu. Atamıyordu yarasını üzerinden.
En olmadık yerlerden sızan su gibi sızdım ben de içine. Sıcaktım ilk, içini ısıttım, aşıktım.
O ise hafife alıyordu ısımı. İçini yakacak denli ısıtmıyordum çünkü onu. Umursamıyor sadece soğukluğundan kurtulmak için bir bahane gibi sokuluyordu bana.
Dondurucuydu.
Ama mayıstı.
Ciddiye almadı beni. Çünkü gidecekti, onun öncelikleri vardı ve ben sonradan kalkıp gelmiş listenin en başında görmek istiyordum kendimi. Buna izin vermiyordu. Eğer kabuğunu kırıp gelseydi bana, kısa süre sonra yine taşınmak zorunda kalacaktı başka bir kente.
İstemedi aşkı hiç.
Ama sıcaklığıma sokuluyor artık üşümek istemiyordu.
Aşk alış-verişi başladı aramızda, aşk dengelenene kadar sürecek bir alış-veriş. Pahalı bir alış-veriş.
Hem de peşin ödeme gerekiyordu bu alış-verişte. Peşin telefon mesajları, peşin buluşmalar, peşin öpüşler..
Peşinden gitmeye başlamıştım bir kere içimde bu kadar peşin olmasa bile.
Yolumuz başta uzun gibi geldi bana. Yıllara bölünmüştü yollar. Ve pek çok yıl vardı önümüzde. O birkaç adım önümdeydi sadece. Uzansam elini tutabilirdim...
Ama hayır, sakınıyordu tenini benden. Sıcaklığım onu korkutuyordu. Eriyip buharlaşıp yok olmaktan korkuyordu.
Birden durdu emin adımlarla ilerlediği o yolda. Başını bana doğru yavaşça çevirdi. Yüzü ışığımla aydınlandı. Gülümsedi yavaşça. Güneşten uzak kalmasına rağmen güneş gibiydi. Belki de ışığı sönmüş bir güneşti.
Buz tutmuş bedeninden elini zorla ayırıp yavaşça bana uzandı. Birkaç adım kalmıştı ona ulaşmama, birkaç yıl.. Elini usulca tuttum. Titredim önce, ama soğuk bana iyi gelmişti, gülümsedim. Ateşten elimle buzdan yüzüne dokundum. Buzdan yapılma bir güneşe dokunuyor gibiydim. Gözlerini kapattı, göz kapakları inceydi, kristal irislerini görebiliyordum. Yaklaştım ona. Her dokunuşumla içi ısınıyordu, biliyordum, ama canım acıyordu benim. Dudaklarına uzandım. Sıcak nefesim tenine çarptıkça ürperiyordu. Alev almış gibiydi dudaklarım onun soğukluğuyla. Gözlerimi açtım, titriyordum yine.
Hazirandı.
Güneş iyiden iyiye gökyüzünün en tepesine ulaşmıştı.
Soğuktum ben.
O sıcak.
Dokundukça yüzüne, acıyordu içim, eksiliyordum sanki.
Aramızdaki duygu alışverişi çoktan dengelenmiş, haddini aşmış, tüm ısımı ona aktarmıştım. Üşüyordum. Buz kestiğimin farkındaydı, yaklaşmak ısıtmak istiyordu beni. O güneşti..
Hazirandı.
Güneşin de yapacak pek çok işi vardı. Yürüdüğü yol uzundu. Elimden çekiştiriyordu beni. Zaman dolmak üzereydi. Eğer vaktinde ulaşamazsa gökyüzüne, hep karanlıkta kalabilirdi.
Oysa ben ona ulaşmaya çalışmaktan bitkin düşmüş yolun/yılın ortasına oturup kalmıştım.
"Vakit daralıyor." dedi. Tedirgindi, korkuyordu olacaklardan ya da olamayacaklardan. Yolun/zamanın ortasında öylece oturmakla ona aşılması güç engeller bırakıyordum.
Usulca kalktım yerimden. Eline dokundum, titremedi. Yüzüne dokundum, dudaklarına... Titremedi. Titreyen sadece göz bebekleriydi ya da titreyen bendim, yansımamı görüyordum sadece gözlerinden. Çünkü o güçlüydü, mükemmeldi; ağlamazdı.
Yüzümü yüzünden çektim.gülümsemiyordu.
"Bitti galiba." dedim.
Nefesimin tenine değen yerlerini kaşıdı kanatmak istercesine.
Böyle olmamalıydı, nefesim buluşunca onunla; ısıtmalıydı onu, ne kadar sıcak olursa olsun. Gülümsemeliydi.
Çekiştirmedi bu sefer elimi. Bıraktı beni ve hızla ilerledi yolunda. Yol/yıl ilerledikçe daha da kararıyordu gözümde ilerisi. Ve o da karanlığa karıştı.
Bana kalan sade bir yoldu/yıldı.
Titreyen göz bebeklerim değil, senin aciz bedenindir.
28 Ağustos 2009 Cuma
24 Ağustos 2009 Pazartesi
11 Ağustos 2009 Salı
nefes
"...
Su, şimdi aydınlık ve hafiftir,
Yüzeyi çok karanlıkla solmuş olsa da."*
aşk bitti.gözlerimin önündeki perde yok oldu sanki.artık yaşadıklarımın tadını alabiliyorum ve görüyorum ki tatlıymış hepsi.özgür olduğumu hissediyorum.midemdeki spazmlardan kurtuldum.aşk bitti.başka bir ben oldum sanki.payıma kocaman bir dilim pasta düşmüş gibi en sevdiğimden.nefes almak güzel imiş, ciğerlerimi yakmıyor artık.
aşk bitti/ben başladım.
Su, şimdi aydınlık ve hafiftir,
Yüzeyi çok karanlıkla solmuş olsa da."*
aşk bitti.gözlerimin önündeki perde yok oldu sanki.artık yaşadıklarımın tadını alabiliyorum ve görüyorum ki tatlıymış hepsi.özgür olduğumu hissediyorum.midemdeki spazmlardan kurtuldum.aşk bitti.başka bir ben oldum sanki.payıma kocaman bir dilim pasta düşmüş gibi en sevdiğimden.nefes almak güzel imiş, ciğerlerimi yakmıyor artık.
aşk bitti/ben başladım.
2 Ağustos 2009 Pazar
*

Bugün, altı yaşına kadar yaşadığım eve gittim.
Bir garip hissettim kendimi.
Kocaman bahçesi vardı evin, içinde bir sürü meyve ağacı..Ben daha olgunlaşmadan meyveleri aşırırdım dalından, dedem bana kızardı.
Uyduruk bir masa vardı yine bahçede, evcilik oynardık mahalle arkadaşlarımla.Bu arkadaşlarımdan birinin evi yıkılmış, yerine koca bir apartman dikilmiş.Diğer arkadaşlarımdan ses yok, taşınmışlardır belki ya da hala aynı evde yaşıyorlardır.Görsem tanır mıyım 12 yıl aradan sonra?
Abimler okula giderdi, ben arkalarından ağlardım "Ben de gideceğim okula." diye.
Bir de kedimiz vardı bizim; Paşa.. Çok tırmığını yemişimdir ona eziyet çektirirken.Paşa, oyunlarımda benim çocuğum olurdu, yapmadığımı bırakmazdım hayvancağıza.Ama karşılığını da alırdım.Elimden, kolumdan, yüzümden kedi tırmığı hiç eksik olmazdı.
Bakkal vardı evin yakınlarında ama ben ısrarla o zamanki yaşım için hayli uzak olan markete gitmek isterdim elimde iki yüz elli binle.Neler neler alırdım o parayla.Sonra parka uğrardım marketten biraz daha uzak olan.Evden hayli uzaklaşmış olurdum bu sefer.
Küçükken saçlarım daha bir sarıydı, tenim daha bir beyaz.Evin en küçüklerinden ikincisi olduğum için avantajlıydım.Büyükannem mangal yapardı, afiyetle mideme indirirdim ben.
Amcam bisiklet almıştı kuzenimle bana.İlk ve tek bisikletimdi o.Zorla da olsa binmeyi öğrendim, sonra da değmeyin keyfime.Pek çok defa düştüm ama aldırmadım, sokağı bir baştan bir başa dolaşmak acayip mutluluk veriyordu bana.
Abim misket oynar, arkadaşlarından misket üterdi.Ben de onları bir güzel kaybederdim.
Halley pasta çok revaçtaydı o vakitler.Ben de bayılırdım.Dedem getirirdi poşet poşet abur cubur, ben halley arardım.
Abimle çok kavga ederdik, yenilen hep ben olurdum.Zırıl zırıl ağlayarak anneme şikayete giderdim.
Sonra okula başladım.Sabahın köründe abimle el ele okula giderdik.O erken saatte abim bana bakkaldan dondurma alır, onu alelacele yer, okula yetişirdik.
Sonra taşındık.Okulum değişti.Sonra yine değişti, değişti, değişti.Hiçbirini sevmedim.Hem abimden de ayrılmıştım.O kocaman olmuş, liseye başlamıştı.Sınıfta kavga ettiğim arkadaşlarımı şikayet edebileceğim biri de kalmamıştı.
Bu evde dışarıya alışamadım.Bisikletime de binemedim.
Abiminkine binmeye çalıştım, hep düştüm.
Misketim de olmadı o zamandan sonra hiç.
O evden, mahalleden taşınınca ben de yeni bir bene taşındım.
Bugün küçük karamele bir yolculuk yaptım.Ağzımda karamelin tadından ziyade kekremsi bir tat..
Ben o günlere dönmek isterdim..
Bugünlerde hayat hayli zor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)