Geldi saati... Acele etmeli evrem yoksa kaçıracak kadını. Bugün gidip konuşacak kafasına koydu. Her gece düşünmesinden iyidir gidip konuşması.
-anne çıkıyorum ben!
-nereye kızım yine bu saatte?
Her gün aynı şey...
-anne geleceğim yarım saat sonra.
Aysel Hanım bir hışımla çıktı salondan;
-yarım saat sonra ha? Evrem sen saatin farkında mısın? Saat 8, yarım saat sonra 8.30 olacak
-vay bee anne ne matematik varmış sende. Ama yazın olsa bu kadar kızmazsın değil mi?
-şimdi kış mevsimindeyiz evrem. Şuna bak ayakkabılarını bile bağlamadan...
Aysel Hanım daha sözünü bitiremeden evrem bir öpücük kondurup annesinin yanağına uçarak çıkıyor evden. Evet, hava karanlık, soğuk, buz gibi üstelik. Kış geldi geleli kar yağmadı ki adam akıllı. Kuru soğuk...İnadına "o kadın" da hep hava kararınca geliyor "oraya".
"orası"? Hani olur ya dilencilerin para toplamak için mesken tuttukları yerler; orası işte.Kadına dilenci demek de istemiyor evrem. Çünkü para vermeleri için insanlara yalvardığını görmedi hiç. Bir de hava kararınca ortaya çıkması da cabası, utanır gibi...Yaklaşık bir aydır izliyor evrem kadını. Sarışın ufak tefek bir kadın. 40-50 arasında olmalı yaşı ama yüzü bir çocuğunki kadar pürüzsüz, güzel bir kadındı gençliğinde muhakkak. Ama neler yaşadı bilinmez gülmüyor yüzü artık. Sürekli somurtkan, aksi yaşlılar gibi etrafına bağırıp duruyor. Ama aksanı garip biraz. Ne tam Türk ne de tam yabancı. Hızlı konuşuyor kadın, evrem sadece bağırdığında duyabiliyor ama ne söylediğini anlamıyor.Sonunda geliyor evrem otobüs durağına. İşte tam karşıda... Suratını asmış oturuyor kadın. Cesaretini toplamalı evrem. Gidip konuşacak kadınla. Kadın yine olanca somurtkanlığıyla oturmuş, gözleri Evrem’de. Anlamış gibi sanki.Evrem karşıya geçiyor. Olabildiğince ağırdan alıyor kadının yanına gitmeyi çünkü korkuyor kadının cam gibi mavi gözlerinden, öfkeli bakışından. 20 dakikası kaldı acele etmeli. Üç adım sonra yanında kadının…
Geçiyor otuyor kadının yanındaki ufak taşa. Kadın şaşkın, evrem heyecanlı… Kadın sinirle “ne var” diye bağırıyor. Evrem;
-yok, bir şey. Konuşmaya geldim sadece diyor olanca sevenliğiyle.
-ben konuşmam diyor kadın. Aksanı garip, evrem çözdü çözecek.
-neden konuşmazsınız ki. Oysa ben birkaç gündür sürekli sizi izliyorum, konuşmak istediğiniz zamanlarda gayet güzel konuşuyorsunuz.
-neden izliyorsun beni. Ne hakla!
Evrem buldu işte!
-siz Rum musunuz?
Kadın şaşırıyor. Sanki namahrem yeri gözükmüş gibi kızarıyor. Demek hassas bir konu, gizlediği bir konu kadının
-nereden anladın?
-aksanınızdan belli. Çoğu kişi anlamıştır zaten.
-kimsenin bilmesini istemiyorum ama. Sana ne ki benim Rum olmamdan Türk olmamdan. Ne ilgilendirir seni. Şimdi daha fazla rahatsız etmeden git!
Evrem yenildiğini kabullenmek istemiyor. Böyle olmamalı, öğrenmeli kadının hikâyesini…
Kadına bakıyor son kez ve işte aradığı şey: kadının kolyesi! Üzerinde bir şey yazıyor: Melinda. İsmidir büyük ihtimalle. Saklamaya çalışmış elbisesinin içine sokuşturmuş ama nafile. Evrem gördü işte.
-peki melinda…
Melinda dehşete düşüyor tabii. Nerden biliyor bu kız ismini? Aklına gelmiyor ki kolyesi. Gizli mabedi gibi o kolye. Kimseler görmesin istiyor melinda, öyle de sanıyor.Tam evrem kalkıp gitmek üzereyken “dur” diye bağırıyor melinda. İşte evrem de bunu bekliyordu. Geri dönüyor hemen oturuyor aynı taşa.
-İsmimi 30 senedir kimseden duymamıştım.Tuhaf oldum.
Ağlıyor kadın.evremi daha bir merak sarıyor.30 yıl…30 yıl önce ne oldu ki?Merakına yenilip soruyor Melinda’ya
-Ne oldu 30 sene önce?
Anlatmayacağını düşünüyor kadının.derin bir iç çekiyor Melinda.Yanaklarından yaşlar süzülüyor kadının:
-30 sene önce…Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakıldım.Ülkemi bırakıp,en kötüsü de aşık olduğum adamı bırakıp…Hiç gitmek istemedim,ama babam…Yunanistan’da yaşayamayacağımızı söyleyip duruyordu ve hiç sevmediği Türkiye’ye gelmek zorunda kaldık.Aslında bir Türk yüzünden hepsi..Bir Türk ve ben…
O ve Melinda…Evrem beklemiyordu böyle bir şey.Belli ki şaşırma sırası ondaydı şimdi…Melinda devam etti:
-25 yaşındaydım galiba.Galiba…Ona ait hiçbir şey kalmadı ki bende…Oysa ki her gece onunla geçirdiğim günleri tuttuğum defteri açıp açıp okuyorum.Yaşlılık bu olsa gerek,unutkanlık başladı.Her şeyi unutuyorum da bir onu unutamıyorum…Levend’di adı.adı gibi de levend’di ha.Kumraldı,mavi gözleri vardı,simsiyah saçları…İlk gördüğümde Rum sanmıştım zaten.Bizim oranın erkeklerine çok benziyordu.Tam karşımızdaki eve taşınmışlardı.İzlemiştim eşyaları taşımasını.Sonra üzerinde Osmanlıca bir şeyler yazan bir çerçeve aldı.O zaman anladım;Türk’tü.Bir Türk…Hem de can düşmanları olan Yunanistan’da.Şaşırmıştım.Çocukluğumuzdan bu yana bize Türkleri hep düşman,cani olarak göstermişlerdi.Oysa bu aile ne kadar sevecendi.Yine de annemle babam onları hiç sevmedi.Ama beni onlara çeken bir şeyler vardı.Ya da ona…Levend’e…Minik kurabiyeler yapıp akşamüstü gizlice onlara gittim.Buyur ettiler beni içeri.Ne kadar da sıcak kanlıydılar.İyice ısınmıştım onlara.Fazla Rumcaları yoktu ama yine de anlaşıyorduk bir şekilde.Sonra haftada bir kere muhakkak gitmeye başladım onlara.Annemlerin haberi yoktu yoksa öldürürlerdi beni.Mahallede sevmiyorlardı zaten Aysel ablaları.Aysel Levend’in annesiydi.Yerinde duramayan, kilolu, yüzü daima gülen bir kadındı.Sonra mine vardı, Levend’in kardeşi.sarışın yeşil gözlü çok güzel bir kızdı.Bana benziyordu.İsmi de ismimi çağrıştıyordu zaten.babaları eve geç geldiği için fazla tanımıyordum.sonra Levend vardı…Onlara her gittiğimizde oturur saatlerce konuşurduk her konuda.En çok kitaplar hakkında konuşmayı severdi.Klasiklere bayılırdı,özellikle Tolstoy’a.okula gitmesem de kendimi bir şekilde geliştirmiştim ben ve çevremde Levend’den başka bu konuları konuşabileceğim biri yoktu.Levend çok sevdiği kitapların arasında,Kütüphanede çalışıyordu.En çok orada ziyaret etmeye bayılıyordum onu.Kitapların arasında kayboluyorduk ikimiz de.Bazen o okuyor ben onu izliyordum.Okurken kaşlarını çatıyordu,iyice anlamaya çalışır,okuduğu şeyden derin anlamlar çıkarmaya çalışır gibi…Şimdiye kadar tatmadığım şeyler hissediyordum ona karşı.Mutluydum artık,yüzüm hep gülüyordu evde.Annem değişikliği fark etmişti, soruyordu ama ‘yok bir şey’ deyip geçiştiriyordum.Bir gün yine onu kütüphanede ziyarete gittim.Beni görünce çok sevindi.Biraz konuştuk,sonra bir defter çıkardı ‘bir şey okumak istiyorum sana izin var mıdır’ dedi gülümseyerek.’tabii’ dedim.çok heyecanlanmıştım.Göz ucuyla baktım deftere ama anlamadım hiçbir şey.Büyük ihtimal Türkçeydi.Okumaya başladı levend…Sesi bambaşka bir hal aldı benim için.Büyülenmişcesine dinledim:
"Göllerimi bırakıp denizlerine gelirim
sevişmek için seninle
Flora, çağlayanın karnında çırpınan kayık
isteğin masalıtenime dağılan mıknatıs
yüzükoyun yatmasan göremezdim
sırtında bir bahçıvanın makas izleri
Sevdalılar Parkı'nda ağır yaralı
dudakların boynumun altında patlayan
yavru papatya
sokaklar bile göç ediyor Flora
saatler ıslanıyor
Tamburi Cemil Bey çalıyor seni anımsatan şarkıları
kente kanadı kırık melekler yağıyor
sevdamız yüksekten uçurdu bizi
sevdamız, siste dolaşan tavuskuşları
biz sevişirken ölmeliyiz Flora
köprülerin üzerinde, çatlayıp bizi ikiye bölen
erimiş bilgisayarlar bulmalılar çöp kutumuzda
oyuncak mağazaları için soygun planları
tahtlar, somun altından
biz sevişirken ölmeliyiz Flora
birileri haber vermeli bunu muhabbet kuşlarına"*
Neydi bu şimdi?İlan-ı aşk mı?Ne hissedeceğimi bilmiyordum.Dedim ya Türkçe’ydi şiir,neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu.Sesine dikkat etmiştim,garipti sesi…heyecanlı,tedirgin ve olabildiğine duygulu…Yüzü de aynı şekildeydi.Kaşları gerilmişti, çatılmıştı ya da…
,alnındaki küçük damlalar görülüyordu.En sonunda konuşmak istercesine derin bir nefes aldı ve:
-Gidelim mi artık?
Dedi.Evet bunu hiç beklemiyordum.”Seni seviyorum” demeliydi ama.Bugün olmazsa artık hiç olmazdı.İnceldiği yerden kopsundu artık,çok beklemişti melinda;artık sabredemezdi.
-Bir dakika Levend.biraz önceki şiir..Yani…Evet anlamadım sözlerini ama ne anlatmaya çalıştığını anladım sanıyorum.Belki de uyduruyorumdur,hissettiklerimi senin de hissetmeni istiyorumdur belki.Hani olur ya küçük bir kız birine aşık olur ve karşısındaki onu sevmese bile seviyor varsayar ve küçücük bir hareketinden bile onlarca anlam çıkarır,ona kızar, küser,kıskanır onu,kendi içinde kavga eder onla…İşte hissettiklerim bunlar benim…Levend ben seni seviyorum…
-Melinda, o gün hani taşındığımız gün, eşyaları taşıyordum ya ben,birden sana doğru baktım.Camda beni izliyordun,göz göze geldik…kısacık bir an,belki saniyenin onda biri bile değil,kaçırdın hemen gözlerini...İşte o günden beri seni seviyorum…
Ve orada başlamıştı işte hikayemiz…Aylarca hiç bıkmadan usanmadan sevdik birbirimizi.Sakladık herkesten çünkü babamın öğrenince yapacaklarından korkuyordum.Ve sonra bir gün…"
Baktim ağlıyordu Melinda.Zaten ağlıyordu evet ama bu ağlayış bambaşkaydı,her bir hücresiyle ağlıyordu sanki yas tutarcasına.İçi acıyordu, parçalanıyordu belli.Ağlıyordu Melinda…-Eğer istersen yeter bu kadar Melinda.Fazla üzülme bugün.-Hayır.Bitecek bugün bu hikaye!Yapabileceğim bir şey yoktu.Merak ediyordum ne olduğunu ama Melinda’nın öyle ağlamasına da dayanamıyordum.Garip bir şekilde bağlanmış mıydım yarım saat içinde bu kadına?Saat 8.30 olmuştu ama hikaye bitmeden bir yere ayrılmaya niyetim yoktu.Eve gidince fena bir azar yiyeceğim belliydi ama son şansımdı bu benim.-Melinda iyisin değil mi?Derin bir iç çekti Melinda ve mucizevi bir şekilde iyileşen dilsizler gibi yine konuşmaya başladı konuşmaya, anlatmaya şükredercesine…-O gün; birlikte olmamızın birinci yılıydı.Düşünsene;bir koca yıl.Herkesten gizlemiştik birlikte olduğumuzu.Büyük bir tepki göreceğimizi biliyorduk.Bir Türk’le bir Yunan aşkı…Öğrenseler bizi linç ederlerdi sanırım.Hele babam…Düşünmek bile istemiyordum bizi öğrenirlerse neler olacağını.İşte o gün,birlikte gizli bir buluşma yerimiz vardı kimselerin göremeyeceği,oraya gitmiştik yine.Elimizde birbirimize aldığımız küçük hediyelerle.Hayatımın en mutlu günüydü galiba.Çünkü her şeyin sonuydu.Birden “Melinda!” diye bir ses duydum.Aklım beni yanıltıyor olmalıydı bu o olamazdı,babam olmamalıydı.Bin bir düşünce geçti aklımdan:Eğer babamsa bizi nasıl bulmuştu,şimdi ne olacaktı,Levend’e bir şey olmamalıydı……Ve evet babamdı.olan olmuştu işte,yakalanmıştık.Babam bir hışımla çekti beni levendin yanından.Babam kaba bir insan değildi öyle bize karşı.Sadece “eve git” dedi.Eve gittim.Odama kapandım.Annem çok merak etti ne olduğunu ama anlatmadım,anlatamadım.Levend’e ne olduğunu çok merak ediyorum.Aklıma da hiçbir şey gelmiyordu ki,gerektiğince kötü şeyler düşünmemeye çalışıyordum.Akşam olunca babam hiçbir şey olmamış gibi davrandı.Yüzüne bakamadım tabii.Utancımdan mı;asla,Levend’le yaşadıklarımın hiçbirinden utanç duymuyordum,asla pişman değildim ve olmayacaktım!O akşam tek bi şey söyledi sadece babam;-Eşyaları toplayın,taşınıyoruz…Türkiye’ye…Dehşete düşmüştük tabii.Türkiye’den nefret eden,evinde Türkler’e ait bir şey duymaya,görmeye tahammül etmeyen adam;ömrünün geri kalanını Türkiye’de geçirmek istiyordu.Annem hemen sordu babama neler olduğunu.Ama babam aksiydi,karar verdi mi verir nuh der peygamber demezdi.İki gün içinde olup bitti her şey.O süre içinde Levend’i hiç göremedim.Evden çıkmama izin yoktu zaten.Olabildiğine imkanlarımı zorluyordum ama yoktu işte.Yokolmuştu işte.aahh olsaydı keşke ‘yok olabilme’…’yok olurdum’ ben de Levend’le…Veda edecek kimsemiz de yoktu iki-üç akraba dışında.Ve sonra Türkiye…
Unuttum mu onu?Asla…Ve gelip buldu beni bir şekilde.Bulduğunda çok geçti ya da ben geç kalmıştım.Evliydi artık,çocuğu da vardı fotoğrafını gösterdi.Kendi gibi masmavi gözlü ve sapsarı saçları benim gibi,annesi gibi…Türkiye’ye geldiğimizi öğrenince o da gelmiş.İstanbul’da yaşadığımızı tahmin etmiş.zor olmamıştır tahmin etmesi;babam İstanbul aşığıydı her Rum gibi.Aramış da aramış.Rum mahallelerini aramış.Oysa ki o mahallelerin birindeydim ben,bir kapının ardında bıkmadan usanmadan onu bekliyordum.Gelip bulacağını biliyordum beni,Levend yapardı.Ama bulamamış işte.Hiç yılmamış,yaklaşık bir yıl boyunca dur durak demeden aramış,sormuş da izime rastlayamamış.Nasıl bulabilirdi ki?evden çıkmıyordum,çıkamıyordum.babam sıkı disiplin uyguluyordu evde,sanki yeni bir Türk’e aşık oluverecekmişim gibi.Olmazdı ki;Levend vardı sadece bende ve hep o olacaktı…Ama Levend için öyle değilmiş…Onun için sadece ben yokmuşum,başkaları da varmış.Kızının annesi varmış…Hayal kurardık hep Levend’le;kızımız olursa Ada koyacaktık ismini,erkek olursa Efe.Hayat sanki benle dalge geçiyordu ya da Levend artık tanıdığım Levend değildi.Kızının adı Ada’ydı…Levend beni bulamayınca bir akrabasının yanında işe girmiş.Önce küçük bir ev tutmuş kendine.Ev sahibinin kızıymış Meltem.Hoşlanmış Levend’den,belli de etmiş.-Bir saniye, Levend sana bunlar anlattı mı?Hiç çekinmeden!Üzüleceğini düşünmeden!-Anlattı.Çünkü artık duygularımın bittiğini sandı.Erkekler böyledir işte.Kendilerinde bitince bir şeyler karşılarındakini hiç düşünmezler,benciller.Levend de onsuz hayata devam ettiğimi,onu hiç düşünmediğimi,beklemediğimi sandı.Anlattı yaşadıklarını.Meltem’i anlatırken nasıl da parıldıyordu gözleri…Bir zamanlar bana bakerken parıldadığı gibi.Bir zamanlar…Belli ki çok gerilerde kalmış o ‘bir zamanlar’ Levend için…bitmiş…Meltem hep Levend’le ilgilenince Levend de kayıtsız kalamamış.Başlamışlar bir ilişkiye.Bir sene sonra evlenmişler zaten.Ada gelmiş dünyaya sonra.Sormadan duramam,sordum,neden Ada, diye;beni hatırlamak içinmiş.Çoktan unutmuş ki hatırlamak istiyor,hatırlamak için etrafında bana dair izler bırakıyor.Hatırlamasa da olurdu,daha az acıtırdı bu beni.Söyleyemiyorum ama işte.Acıtıldığım gibi acıtamam ben onu. Ada büyüdükçe aklına ben gelmişim.Beni bulma isteği içinde büyümüş.Sonra son bir şans diyip yine dalmış Yunan mahallelerine…Bu sefer her yeri didik etmiş.Artık gücü tükendiğinde annemi görmüş mahalle bakkalından alış-veriş yaparken.Önce tereddüt etmiş,takip etmiş annemi eve kadar.Kapıda beni görünce yanılmadığını anlamış.Ertesi gün gelmiş kapıya.Sözde kapıyı çalacak da beni görecek,konuşacak eski günlerden.Yapamamış…Kim yapabilir ki o suçluluk duygusuyla?Bir hafta sonra geldi.Bu sefer gerçekten geldi…Kapıyı açtığımda önce tanıyamadım onu.Ama gözlerine bakınca iyice, anladım Levend olduğunu…Dolaştık,konuştuk.Bana tüm bunları anlattı işte.Benim anlatacak bir şeyim yoktu,olamazdı tüm bunların üstüne.Oysa hayallerim bambaşkaydı.Ona onu nasıl özlediğimi,nasıl beklediğimi anlatacaktım.Hayal işte…-Peki sonra?_Sonrası yok küçük kız…Bir daha beni görmeye gelmedi.Neden?Bilmiyorum…Ya da düşünmek istemedim.Onun için o aşk bitmiş.Benim için hala bitmedi,bitmez…Bitti işte bu kadar…Bu arada gecikmedin mi sen eve?Baksana saat dokuz olmuş.Evrem ayaklandı hemen.Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı ama değmişti de.Şimdi evdeki savaşa hazırlamalıydı kendini.-Çok teşekkürler Melinda…Dedi ve koşmaya başladı.Melinda bağırdı evremin arkasından:-Belki bir gün ben de senin hikayeni dinlerim !Gülümserek döndü arkasını,Melinda da gülümsüyordu…