26 Mart 2013 Salı

Erasmus Günlükleri vol. 1


-İnanmıyorum! Siz de mi Türksünüz?
+Eee, Berlin’desiniz. Ne bekliyorsunuz ki?

Bu diyalog Avrupa’daki Türk nüfusunun en yoğun olduğu şehir Berlin’de, bir mağazada gerçekleşti. Buraya gelmeden önce herkesten bunu duymuştum; ama gün içinde 868940943 tane Türkle karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Berlin'i Türkler ele geçirmiş resmen!


Merhabalar;

Bu sefer size Erasmusumun kalbinden, Berlin’den sesleniyorum. Yaklaşık bir aydır buradayım. Günler gerçekten çok hızlı geçiyor. Biri gitti, kaldı 4,5 ay.
Geldiğimden beri Berlin’e dair dikkatimi çeken 3 şey:

-Doğu-Batı
-Mükemmel toplu taşıma sistemi
-Benim için çikolata/ Yabancılar için döner kebap



Ama her şeyden önce size Pegasus rezilliğimden bahsetmek isterim. Yurt dışı seyahatleriniz için Pegasus’u seçerken iki kere düşünmelisiniz. Çünkü:
Yurt dışı uçuşları için yalnızca 20 kg bagaj hakkınız var. Bunun dışında 8 kg el bagajı da serbest. Ancak 6 ay için kışlık,baharlık,yazlıkları ben 28 kg.ye nasıl sığdırayım? Ben yaz okuluna bile 30 kilo giden bir insanım. Küçük bir ipucu: Laptop çantanızı tartmıyorlar. Bu yüzden ben laptop çantama t-shirt ve taytlarımı doldurdum. Valizler tartıldıktan sonra eğer kilo sınırını aşarsanız gideceğiniz ülkenin para birimine göre kilo başı ekstra ücret alıyorlar. Kilo başı 5 Euro ödedik ve pahalı olduğu için THY’den almadığımız bilet parasını ödemiş olduk. (THY’de bagaj sınırı 30 kg.)
Ben Kütahya-Afyon ortak havalimanından İstanbul’a uçacak, oradan Berlin’e geçecektim. Uçağımın olduğu sabah Afyon’a kar yağdı. Bir aksilik olmasaydı şaşardım çünkü, aksilikler benim için yaratılmış. 08:00’de olan uçağım 09:45’te hareket etti. Neden mi? Buzlanmayı önlemek için uçağı özel bir solüsyonla yıkayacak olan araç 2 kere bozuldu. Hayır arkadaşım, tüm yolcuları uçağa aldıktan sonra uçağı yıkamak neden? Biz nasıl bin saat önceden havaalanına geliyorsak o uçağın da en azından 1 saat önceden uçuşa hazır konuma getirilmesi gerekmez mi?
Pegasus’ta tüm ikramlar, su dahi ücrete tabii. Ancak bu bir buçuk saatlik bekletmeye, müşterileri biraz rahatlatmak adına bir şeyler ikram edilebilirdi. Kimse bunu düşünemedi. Neyse en sonunda 25 dakika gibi kısa süre içinde İstanbul’a vardık. Ama bu Pegasus’la ilk ve son seyahatim oldu.

PEGASUSFLY SUCKS!

Neyse efenim, sağ salim Berlin’e vardık.
3 kızdık,
Yanımızda boyumuz kadar 3 valiz, ve 10 kg el valizleri…

Allah'tan arkadaşımın bir tanıdığı geldi de bizi yurdumuza götürdü. Yurt diyince insanın gözleri önünde baya bildiğin yurt canlanıyor değil mi? Ama hayııır, bizimkisi ev imiş. Avrupalıların özel hayata saygısı var arkadaş! Benim Ankara’da 3 kişi yaşadığım oda şu an sadece ve sadece benim odam. Onun dışında ev 3 kişilik olduğu için 2 oda daha var ve mutfağımız var. Mutfakta fırın bile var ki geçen gün patatesli börek yaptık.
Havaalanından yurda gelirken öğrendik ki biz doğu tarafındaki havaalanına iniş yapmışız. Bir de batıda havalimanı var. Batı ile doğu arasındaki fark Soğuk Savaş’ın bitimiyle bitmemiş, binalar, insanlar, yollar, tarzlar kendini bu ayrıma alıştırmış. Doğu biraz daha köhne, eski, ve bakımsız imajı çiziyor. Esasında batıyla henüz çok haşır neşir olamadık. Şöyle bir şey daha duydum: Batı’nın insanları daha sıcakkanlı, daha yardımsever imiş, Doğu’dakiler daha soğukkanlıymış. Ancak, bence Berlin’i Berlin yapan ne varsa doğu tarafında. (Mesela doğu gece klüpleri ve barlarıyla çok ünlü, kıps.)

Evimize yerleştik, ertesi gün okula gitmemiz gerekiyordu. Toplu taşıma araçlarını kullanmak için bilet almak gerek. Ancak nereden alacağımızı bilmiyoruz. Biz biletsiz, bedava o tramvay benim bu otobüs senin binerken yakalandık! Otobüse biniyoruz, bilet okutacak makine yok. Biz de oo bilet almaya ne gerek var diye sevinmedik değil hani. Burada toplu taşıma sistemi mükemmel geliştiği gibi kontrol de gelişmiş. Sen tramvayda/metroda/otobüsteyken adam geliyor, “biletini göster” diyor. Burada günlük/aylık ve kalacağın ya da alacağın aya göre toplu bilet alma seçenekleri var. Biletsiz dolaştığımız için bir güzel 40 Euro ceza ödedikten sonra BVG’ye gidip aylık öğrenci bileti aldık. Bir ay için öğrenci bileti 55 Euro civarında. Birden çok geldi değil mi? Aslında değil. Berlin’de hiçbir yere tek vasıtayla gidilemiyor. Mutlaka aktarma yapmalısınız ya da başka bir hatta geçmelisiniz. Mesela ben her gün okula giderken 2 araçla gidiyorum. Hatta 3 de olabilir ama yürümeyi tercih ediyorum. Ankara’da her gün geliş gidiş 12 lira (aylık 360 lira) verecekken (ki sadece okula gitmek için) burada 55 Euro verip istersen gün boyu 9858598586 araca bin, keyfine kalmış.
Topluma taşıma sistemi bu kadar gelişince kaybolmalar da olmuyor değil. Kaç kere kaybolduk, kaç kere yanlış yöne gittik hiç bilmiyorum.

Geldikten sonra 2 hafta boyunca heer gün markete gittik. 6 aylık da olsa bir düzen kurmak kolay değil. Ve gittiğimiz her markette (özellikle real’de) çikolata reyonlarını görünce çıldırmaktan kendimi alamadım. Zaten çikolata manyağı biri olarak cennete düşmüş gibi hissediyorum kendimi. Eve dönerken valizimde 869505 paket çikolata olacak sanırım. Bunun dışında bizi kalbimizden vuran içki fiyatları… Tanrım, bira gerçekten sudan ucuz! 35 Cent’e bira var. Marketlerin içki reyonları görülmeye değer. Tüm içkilerin 70’likleri, rakı da dahil, 12 Euro filan.

Ev partisine giderken fazla içmeyelim diye iki bira alan bizler, gelirken şişe şişe içki getiren sınıf arkadaşlarına sahibiz. Geçen hafta Fransız arkadaşım Martini kokteyli yaptı, mükemmeldi.
Almanca kursunda Berlin’in ne ile meşhur olduğunu konuşurken biri demez mi döner kebap diye! Daha önce de dediğim gibi, burada Türk nüfusu çok olunca, haliyle Türk yemekleri de hayli tanınıyor. Ancak döner kebabı gelin bi de Türkiye’de yiyin diyip durdum herkese. Adam olun, ayık olun!

Bu da Erasmus şarkımız!




    Bir Takım Notlar
  •     Eğer sarışınsanız “Aa Türk müsüün? Almanlara çok benziyosuuun.” Cümlelerine hazır olunuz. Ben saçımı kestirdim, saçımı koyu renge boyadım yine de bu söylenilenleri 7659504 kere duydum.
  •           Erasmus hibenizle geçineceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kaldığınız süre boyunca hibenizin 3 katı para harcayacağınızı temin ederim.
  •        Alman başkonsolosluğu Schengen vizesi vermemiş bize sağolsun. Eğer bordo pasaportunuz varsa, oturma iznini alana kadar olduğunuz ülkeden çıkmayın. Çünkü elinizdeki sadece ülkenizde geçerli olan Erasmus vizesi. Böyle saçma sapan işler.
  •      Türkiye’de yaptırdığınız sigorta burada işe yarıyor mu yaramıyor mu anlamadım. 6 aylık sigorta yaptırmama rağmen, Berlin’deki okulum ısrarla Alman sigortası istiyordu. Eğer babanız SSK,Bağ-Kur ya da Emekli Sandığı’ndansa SGK’den Almanya’da geçerli olan AT11 sigorta belgenizi alın da gelin. Buradaki AOK birimlerine onaylatıyorsunuz ve aylık 70 Euro değerinde olan sigortayı yaptırmaktan yırtıyorsunuz.
  •             Almanya’da her yere zamanında gidin! Adamlar dakik..
  •          Avrupa’da tekstil ucuz değil. Alışveriş heyecanına kapılmayın.


Son Söz: Berlin’i seviyorum, hava ısınınca daha çok seveceğim. Ama ömrümün geri kalanında burada yaşamayı istemem. Ankara gri ise Berlin daha da gri, belki de geldiğimizden beri kar yağdığı içindir bilmiyorum. Bence Berlin’de hayat gençsen güzel.

Esasında daha yazmak istediğim çok şey vardı. Ama bazı olayları unuttum (ki bir sonraki sefer bunu yapmam umarım), çoğu olayı da öylece ortalığa dökemem a dostlar. Türkiye’ye dönünce toplaşıp konuşalım.

Bir sonraki yazımda Berlin’in çılgın gece hayatından,Nisan ayında yapacağımız  Dresden ve Doğu Avrupa turumuzdan bahsedicem.

Bi de artık bahar gelsin!

24 Şubat 2013 Pazar

Pre-Erasmus

-Benim her işim neden bu kadar zor olmak zorunda ?
+Sen de zor birisin de ondan.
Bu diyalog, Alman Başkonsolosluğu'nun bana vize vermediğini anneme söyledikten sonra geçti. Sonra ben de patlattım şarkıyı..


Efenim bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere Erasmus programıyla bir dönemliğine Berlin'e gidiyorum. Programa yedeklerden seçildiğim için tüm işlemlerimi Aralık ve Ocak ayında yapıp yetiştirmem gerekiyordu. Zaten yeterince işim ve derdim yokmuş gibi bir de Erasmus derdi çıkmıştı başıma yani. Neyse, her şeyi hallettik geriye bu Perşembe gitmesi kaldı.

Yalnız vize almak için belge toplama sürecinde (bakma öyle, şu an elimde 3 adet kalın kalın, ayrı ayrı dosya var.) Türkiye'nin AB'ye neden hala üye olmadığı konusundaki serzenişlerimi tüm yakın çevrem dinledi. Ayrıca ne bu 2. vatandaşmışız gibi muamele!

Bir dünya belge hazırlayıp Ankara'ya gittim. Vize görüşmesine, Erasmus'a da birlikte gideceğim iki yakın arkadaşımla gidecektik. Son gün belgeleri kontrol ederken bir de ne göreyim! Nüfus müdürlüğünden alınan belgede "düşünceler" kısmı yok ki Almanya Büyükelçiliğin sitesinde bu kısmın eksiksiz olması önemle rica ediliyor. Biyometrik fotoğrafım arkadaşımın fotoğrafına göre büyük ki fotoğrafçıya o kadar Almanya vizesi için gerekli olduğunu söylemiş, güzel gözlü fotoğrafçım "hımm, bilmemkaça bilmemkaç" diyerek bilmiş tavırlarıyla beni rahatlatmıştı. Yani fotoğrafıma ve fotoğrafçıma çok güveniyordum! Son eksiğim ise hiçbir belgemin fotokopisinin olmamasıydı ki elçilik her belgenin 2 kopyasını istiyor (Biz 3 kopya artı asılları götürdük, asılları bize geri verdiler; işte 3 ayrı kalın dosyanın sırrı!) Neyse, gece olmuş 00.30, ertesi gün 06.30'da kalkılıp vize görüşmesine gidilecek. Ama benim uyumam ne mümkün! Kafamda deli sorular, içimde vizeyi alamayacağıma dair bir his...

Sabah vize görüşmesine giderken kızlara bin defa "Bana bu vizeyi vermeyecekleer!" diye ağladım.

Alman Büyükelçiliği, ABD Büyükelçiliği'nin hemen arkasında. Yani şu vahim olayın olduğu yerde. Vize görüşmemizden 2 hafta önce canlı bombanın patladığı sokaktan geçerken "Ya bomba şu an patlasaydı?" saçmalamalarını yapıp, çeşitli senaryolarla oracıkta Türkiye'yi AB'ye üye ettik. 

Şimdi gelelim eleştirilerime...

Allah aşkına o nasıl bakımsız bir büyükelçilik? Bir bakım yaptırın, o demir parmaklıkları bir boyatın gözünüzü seveyim. Almanlar Türklerin ülkelerine gelmelerinden mi bıkmış nedir, biz bu bakımsızlığın sebebini Türkiye'nin sallanmayışı olarak değerlendirdik de ayıp ama. Almanya Büyükelçilik binasının bakımı için bir yardım kampanyası başlatalım lütfen..

Vize görüşmemiz saat 08.00'de olduğu için gruplar halinde çağrılmaya başlandık. Binanın girişindeki amca kabanlarımızın düğmelerini açtırıp canlı bomba olup olmadığımızı son derece gelişmiş teknolojilere dayanarak kontrol etti. Baya bildiğin sadece baktı ve tamam dedi. Bu nasıl bir eksik güvenlik sistemidir arkadaş. Belki de cebimde el bombası var, belki canlı bombayım ama bombalar kazağımın içinde? Elçiliğin dış kapısından girip binaya kadar bir güvenlik sistemi daha var evet ama, o güvenlik sistemi de alışveriş merkezlerindeki gibi çantanı bırakıp geçtiğin bir sistem var ama; dış kapıdan ve canlı bomba olup olmadığını gösteren mükemmel teknolojiden geçtikten sonra hızlıca koşup binaya girip herhangi birinin bomba patlatmasına kim nasıl engel olabilecek? Oradaki sıska güvenlik görevlisi hanımefendi mi? Yaşlı ve tontiş amca mı? Sözünü ettiğim hanımefendi çantamı kontrol edip çantamın içindeki vücut spreyimi elini sıkıp koklamak süretiyle yanıcı bir madde olmadığını anladı çok şükür, çok iyi eğitilmiş bir güvenlik görevlisi, aferin!

Vize görüşmesi için binaya girdik. Belgelerimiz kontrol edildi ve Erasmus için "Aile Birleşmesi" adı altında sıra verildi. Bu da ayrı bir saçmalık. Tamam uzun süre kalacağız ama başka bir başlık koyamaz mıydınız? Olayın bu denli sapması çok ilginç. Sonra orada bir Hans bulup evlenirsem kimse şaşırmasın, e aile birleşmesi için gidiyoruz sonuçta.

Hele sıra numarası veren makinanın üzerine yapıştırılan karton! Üzerinde "görevliden yardım isteyiniz" gibi bir şey yazıyordu sanırım. Numarayı zaten görevli alıyor. Ama bir kartondan yırtılmış karton parçası...

Görüşme için ilk ben çağırıldım. Görüşmeye girdiğimde saatler 08.10'u gösteriyordu. Görüştüğüm görevli çok güzel ve tatlı bir kadındı. Bana neredeyse hiçbir şey sormadan parmak izlerimi aldıktan sonra "Çağıracağım seni sonra" dedi. Allah dedim kesin yanlışlıkla kanun kaçağı filanım, sistemde çıktı. Kanun kaçağı demişken, milyarlarca belge isteyen büyükelçilik sicil kaydı istemedi! Başvuru formunda "Herhangi bir sicil kaydınız var mı?" sorusu mevcuttu; Almanların insana olan o sonsuz güveni o an gözlerimi yaşarttı.. Belki başvuranların sicilinin temiz olup olmadığını kontrol ettikleri bir sistemleri vardır onu bilemem ama sicil kaydı istemeyen bir kurumun başvuru formuna bir katilin "evet, ben katilim canım, 3 leşim var." yazacak hali yok. Bir de enteresan bir şey öğrendim: Eğer son 10 yılda Amerika'ya ya da İtalya'ya gittiysen (İtalya kısmını sıktım.) İtalya vize istemiyormuş! Belki ben ABD'den döndükten sonra azılı bir seri katil oldum, nereden bilicen? Bu kadar mı ABD'ye sırtını dayama. İşte bunlar hep Amerika'nın oyunları sayın seyirciler...

Neyse, bekledim bekledim ve bekledim. Kızlar görüşmeye girdi,çıktı. Meğer belgelerimiz müdürlere gidiyormuş, onlar onay veriyormuş vize için. Kızlara onay çıktı ben hala bekledim. Görüşmeye geri çağrıldığımda saatlerimiz 11.10'u gösteriyordu. Tatlı kadın bana dedi ki "Sizin okulunuz 8 Nisan'da açılıyomuş, neden 28 Şubat'ta gidiyorsunuz?" Evet, neden Almanca kursuna dair bir belge getirmemiştim? Dahası diğer kızlara bu soru neden sorulmamıştı? Neden ben'dim? Yoksa ben Blitz miydim?

Babam emekli olduğu için aile şirketinin banka hesap dökümünü ve milyarlarca tapu getirmiştim (çünkü Afyon'un tamamı bizim) Ancak belgelerimi düzenleyen görevli tapuların hepsini elimi tutuşturdu. Ya belki babam bana para göndermek için gayrimenkullerini satacak? Neyse, ben de evde tapu koleksiyonu yaptığım için bunları dosyama geri koydum.

Tatlı kadın dedi ki "Şirketin babana ait olduğunu gösteren bir belge yok. Ya vergi kayıtlarını getir, ya da babana ait bir banka hesabının hesap dökümünü getir." Aferin, kanun kaçağı olup olmadığımı kontrol etmeyen sistem, şirketin bizim olup olmadığını sorguluyor. He, onlar komşumuzun banka hesap dökümleri, soyadlar benzer olunca ödünç aldım. (Eleştirdiğime bakmayın aslında mantıklı bir sorgulama. Ancak daha önemli şeyleri es geçip "Bunlar Almanya'da aç kalıp kaçak işçi olmasın, çabuk tüm mal varlıklarını görmek istiyoruz." mantığı, para mantığı yanlış. Almanya'da bir öğrencinin aylık ihtiyacı olacabilecek, Alman Büyükelçiliği'nin belirlediği, bir miktar var: şu aralar 729 Euro. Aylık hibeyi çıkardığınız zaman ailenizin size aylık 225 Euro göndereceğini taahhüt etmesi lazım. Yani devletin verdiği parayı Erasmus'a gideceğin ülke bile yeterli görmüyor. Lütfen kimse çıkıp "Abiiii, bedavaya Avrupa görüceez." demesin. Eşit dağıtılmış bir hak yok yani.)

Sonuç olarak bana vize vermediler. O duygu nasıl iğrenç sevgili okuyucu. Dışlanmışlık duygusu... Kahrolsun emperyalizm hissi... Tabii bu kadar abartmaya gerek yok, lakin suratımın aldığı şekli görünce (cidden kadın anlayışsız biri olsaydı orada ağlayabilirdim.) beni teselli etmeye, açıklamaya girişti. "Ama ben Afyon'a geri dönüyorum bu akşam, nasıl olacaaak?" diye mıymıy sesim çıktı. Eksik belgeleri faksla gönderebilirmişiz.

Ertesi gün, yani 13 Şubat'ta sabahın köründe eksik belgeleri gönderdim. Ve adamların rahatlığı, ve benim geceleri uykularım kaçarken adamın rahatlığı, ve Almanya'ya gitmeye 10 gün kalmışken adamların rahatlığı ve ve... Vizemi 20 Şubat'ta çıkarmışlar sağolsunlar, çünkü ben 28 Şubat'ta değil Mayıs'ta gidicem ya...

Bak yine sinirlendim.



Berlin'e gitmeme 4 gün kaldı. Bir haftadır her gün uykum kaçıyor, Amerika'ya giderken de böyle olmuştu. Amacım, bu yazıda da olduğu gibi, Erasmus süresince hoşuma giden ya da gitmeyen şeyleri bolca abartarak yazıya döküp sizle paylaşmak. 

Dipnot: Yazılarım %100 gerçeğe dayanmadığı gibi %100 hayal ürünü de değildir. Bolca abartma vardır.

Anca bu yazıda eleştirdiğim noktalar gerçektir. Yani diyorum ki dilime düşmeyin, çok fena olur...

Bir de evrene olumlu mesajlar gönderelim secretın gücüne inanalım, kendimize iyi bakalım.