24 Şubat 2013 Pazar

Pre-Erasmus

-Benim her işim neden bu kadar zor olmak zorunda ?
+Sen de zor birisin de ondan.
Bu diyalog, Alman Başkonsolosluğu'nun bana vize vermediğini anneme söyledikten sonra geçti. Sonra ben de patlattım şarkıyı..


Efenim bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere Erasmus programıyla bir dönemliğine Berlin'e gidiyorum. Programa yedeklerden seçildiğim için tüm işlemlerimi Aralık ve Ocak ayında yapıp yetiştirmem gerekiyordu. Zaten yeterince işim ve derdim yokmuş gibi bir de Erasmus derdi çıkmıştı başıma yani. Neyse, her şeyi hallettik geriye bu Perşembe gitmesi kaldı.

Yalnız vize almak için belge toplama sürecinde (bakma öyle, şu an elimde 3 adet kalın kalın, ayrı ayrı dosya var.) Türkiye'nin AB'ye neden hala üye olmadığı konusundaki serzenişlerimi tüm yakın çevrem dinledi. Ayrıca ne bu 2. vatandaşmışız gibi muamele!

Bir dünya belge hazırlayıp Ankara'ya gittim. Vize görüşmesine, Erasmus'a da birlikte gideceğim iki yakın arkadaşımla gidecektik. Son gün belgeleri kontrol ederken bir de ne göreyim! Nüfus müdürlüğünden alınan belgede "düşünceler" kısmı yok ki Almanya Büyükelçiliğin sitesinde bu kısmın eksiksiz olması önemle rica ediliyor. Biyometrik fotoğrafım arkadaşımın fotoğrafına göre büyük ki fotoğrafçıya o kadar Almanya vizesi için gerekli olduğunu söylemiş, güzel gözlü fotoğrafçım "hımm, bilmemkaça bilmemkaç" diyerek bilmiş tavırlarıyla beni rahatlatmıştı. Yani fotoğrafıma ve fotoğrafçıma çok güveniyordum! Son eksiğim ise hiçbir belgemin fotokopisinin olmamasıydı ki elçilik her belgenin 2 kopyasını istiyor (Biz 3 kopya artı asılları götürdük, asılları bize geri verdiler; işte 3 ayrı kalın dosyanın sırrı!) Neyse, gece olmuş 00.30, ertesi gün 06.30'da kalkılıp vize görüşmesine gidilecek. Ama benim uyumam ne mümkün! Kafamda deli sorular, içimde vizeyi alamayacağıma dair bir his...

Sabah vize görüşmesine giderken kızlara bin defa "Bana bu vizeyi vermeyecekleer!" diye ağladım.

Alman Büyükelçiliği, ABD Büyükelçiliği'nin hemen arkasında. Yani şu vahim olayın olduğu yerde. Vize görüşmemizden 2 hafta önce canlı bombanın patladığı sokaktan geçerken "Ya bomba şu an patlasaydı?" saçmalamalarını yapıp, çeşitli senaryolarla oracıkta Türkiye'yi AB'ye üye ettik. 

Şimdi gelelim eleştirilerime...

Allah aşkına o nasıl bakımsız bir büyükelçilik? Bir bakım yaptırın, o demir parmaklıkları bir boyatın gözünüzü seveyim. Almanlar Türklerin ülkelerine gelmelerinden mi bıkmış nedir, biz bu bakımsızlığın sebebini Türkiye'nin sallanmayışı olarak değerlendirdik de ayıp ama. Almanya Büyükelçilik binasının bakımı için bir yardım kampanyası başlatalım lütfen..

Vize görüşmemiz saat 08.00'de olduğu için gruplar halinde çağrılmaya başlandık. Binanın girişindeki amca kabanlarımızın düğmelerini açtırıp canlı bomba olup olmadığımızı son derece gelişmiş teknolojilere dayanarak kontrol etti. Baya bildiğin sadece baktı ve tamam dedi. Bu nasıl bir eksik güvenlik sistemidir arkadaş. Belki de cebimde el bombası var, belki canlı bombayım ama bombalar kazağımın içinde? Elçiliğin dış kapısından girip binaya kadar bir güvenlik sistemi daha var evet ama, o güvenlik sistemi de alışveriş merkezlerindeki gibi çantanı bırakıp geçtiğin bir sistem var ama; dış kapıdan ve canlı bomba olup olmadığını gösteren mükemmel teknolojiden geçtikten sonra hızlıca koşup binaya girip herhangi birinin bomba patlatmasına kim nasıl engel olabilecek? Oradaki sıska güvenlik görevlisi hanımefendi mi? Yaşlı ve tontiş amca mı? Sözünü ettiğim hanımefendi çantamı kontrol edip çantamın içindeki vücut spreyimi elini sıkıp koklamak süretiyle yanıcı bir madde olmadığını anladı çok şükür, çok iyi eğitilmiş bir güvenlik görevlisi, aferin!

Vize görüşmesi için binaya girdik. Belgelerimiz kontrol edildi ve Erasmus için "Aile Birleşmesi" adı altında sıra verildi. Bu da ayrı bir saçmalık. Tamam uzun süre kalacağız ama başka bir başlık koyamaz mıydınız? Olayın bu denli sapması çok ilginç. Sonra orada bir Hans bulup evlenirsem kimse şaşırmasın, e aile birleşmesi için gidiyoruz sonuçta.

Hele sıra numarası veren makinanın üzerine yapıştırılan karton! Üzerinde "görevliden yardım isteyiniz" gibi bir şey yazıyordu sanırım. Numarayı zaten görevli alıyor. Ama bir kartondan yırtılmış karton parçası...

Görüşme için ilk ben çağırıldım. Görüşmeye girdiğimde saatler 08.10'u gösteriyordu. Görüştüğüm görevli çok güzel ve tatlı bir kadındı. Bana neredeyse hiçbir şey sormadan parmak izlerimi aldıktan sonra "Çağıracağım seni sonra" dedi. Allah dedim kesin yanlışlıkla kanun kaçağı filanım, sistemde çıktı. Kanun kaçağı demişken, milyarlarca belge isteyen büyükelçilik sicil kaydı istemedi! Başvuru formunda "Herhangi bir sicil kaydınız var mı?" sorusu mevcuttu; Almanların insana olan o sonsuz güveni o an gözlerimi yaşarttı.. Belki başvuranların sicilinin temiz olup olmadığını kontrol ettikleri bir sistemleri vardır onu bilemem ama sicil kaydı istemeyen bir kurumun başvuru formuna bir katilin "evet, ben katilim canım, 3 leşim var." yazacak hali yok. Bir de enteresan bir şey öğrendim: Eğer son 10 yılda Amerika'ya ya da İtalya'ya gittiysen (İtalya kısmını sıktım.) İtalya vize istemiyormuş! Belki ben ABD'den döndükten sonra azılı bir seri katil oldum, nereden bilicen? Bu kadar mı ABD'ye sırtını dayama. İşte bunlar hep Amerika'nın oyunları sayın seyirciler...

Neyse, bekledim bekledim ve bekledim. Kızlar görüşmeye girdi,çıktı. Meğer belgelerimiz müdürlere gidiyormuş, onlar onay veriyormuş vize için. Kızlara onay çıktı ben hala bekledim. Görüşmeye geri çağrıldığımda saatlerimiz 11.10'u gösteriyordu. Tatlı kadın bana dedi ki "Sizin okulunuz 8 Nisan'da açılıyomuş, neden 28 Şubat'ta gidiyorsunuz?" Evet, neden Almanca kursuna dair bir belge getirmemiştim? Dahası diğer kızlara bu soru neden sorulmamıştı? Neden ben'dim? Yoksa ben Blitz miydim?

Babam emekli olduğu için aile şirketinin banka hesap dökümünü ve milyarlarca tapu getirmiştim (çünkü Afyon'un tamamı bizim) Ancak belgelerimi düzenleyen görevli tapuların hepsini elimi tutuşturdu. Ya belki babam bana para göndermek için gayrimenkullerini satacak? Neyse, ben de evde tapu koleksiyonu yaptığım için bunları dosyama geri koydum.

Tatlı kadın dedi ki "Şirketin babana ait olduğunu gösteren bir belge yok. Ya vergi kayıtlarını getir, ya da babana ait bir banka hesabının hesap dökümünü getir." Aferin, kanun kaçağı olup olmadığımı kontrol etmeyen sistem, şirketin bizim olup olmadığını sorguluyor. He, onlar komşumuzun banka hesap dökümleri, soyadlar benzer olunca ödünç aldım. (Eleştirdiğime bakmayın aslında mantıklı bir sorgulama. Ancak daha önemli şeyleri es geçip "Bunlar Almanya'da aç kalıp kaçak işçi olmasın, çabuk tüm mal varlıklarını görmek istiyoruz." mantığı, para mantığı yanlış. Almanya'da bir öğrencinin aylık ihtiyacı olacabilecek, Alman Büyükelçiliği'nin belirlediği, bir miktar var: şu aralar 729 Euro. Aylık hibeyi çıkardığınız zaman ailenizin size aylık 225 Euro göndereceğini taahhüt etmesi lazım. Yani devletin verdiği parayı Erasmus'a gideceğin ülke bile yeterli görmüyor. Lütfen kimse çıkıp "Abiiii, bedavaya Avrupa görüceez." demesin. Eşit dağıtılmış bir hak yok yani.)

Sonuç olarak bana vize vermediler. O duygu nasıl iğrenç sevgili okuyucu. Dışlanmışlık duygusu... Kahrolsun emperyalizm hissi... Tabii bu kadar abartmaya gerek yok, lakin suratımın aldığı şekli görünce (cidden kadın anlayışsız biri olsaydı orada ağlayabilirdim.) beni teselli etmeye, açıklamaya girişti. "Ama ben Afyon'a geri dönüyorum bu akşam, nasıl olacaaak?" diye mıymıy sesim çıktı. Eksik belgeleri faksla gönderebilirmişiz.

Ertesi gün, yani 13 Şubat'ta sabahın köründe eksik belgeleri gönderdim. Ve adamların rahatlığı, ve benim geceleri uykularım kaçarken adamın rahatlığı, ve Almanya'ya gitmeye 10 gün kalmışken adamların rahatlığı ve ve... Vizemi 20 Şubat'ta çıkarmışlar sağolsunlar, çünkü ben 28 Şubat'ta değil Mayıs'ta gidicem ya...

Bak yine sinirlendim.



Berlin'e gitmeme 4 gün kaldı. Bir haftadır her gün uykum kaçıyor, Amerika'ya giderken de böyle olmuştu. Amacım, bu yazıda da olduğu gibi, Erasmus süresince hoşuma giden ya da gitmeyen şeyleri bolca abartarak yazıya döküp sizle paylaşmak. 

Dipnot: Yazılarım %100 gerçeğe dayanmadığı gibi %100 hayal ürünü de değildir. Bolca abartma vardır.

Anca bu yazıda eleştirdiğim noktalar gerçektir. Yani diyorum ki dilime düşmeyin, çok fena olur...

Bir de evrene olumlu mesajlar gönderelim secretın gücüne inanalım, kendimize iyi bakalım.