-İnanmıyorum!
Siz de mi Türksünüz?
+Eee,
Berlin’desiniz. Ne bekliyorsunuz ki?
Bu
diyalog Avrupa’daki Türk nüfusunun en yoğun olduğu şehir Berlin’de, bir
mağazada gerçekleşti. Buraya gelmeden önce herkesten bunu duymuştum; ama gün
içinde 868940943 tane Türkle karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Berlin'i
Türkler ele geçirmiş resmen!
Merhabalar;
Bu
sefer size Erasmusumun kalbinden, Berlin’den sesleniyorum. Yaklaşık bir aydır
buradayım. Günler gerçekten çok hızlı geçiyor. Biri gitti, kaldı 4,5 ay.
Geldiğimden
beri Berlin’e dair dikkatimi çeken 3 şey:
-Doğu-Batı
-Mükemmel
toplu taşıma sistemi
-Benim
için çikolata/ Yabancılar için döner kebap
Ama
her şeyden önce size Pegasus rezilliğimden bahsetmek isterim. Yurt dışı
seyahatleriniz için Pegasus’u seçerken iki kere düşünmelisiniz. Çünkü:
Yurt
dışı uçuşları için yalnızca 20 kg bagaj hakkınız var. Bunun dışında 8 kg el
bagajı da serbest. Ancak 6 ay için kışlık,baharlık,yazlıkları ben 28 kg.ye
nasıl sığdırayım? Ben yaz okuluna bile 30 kilo giden bir insanım. Küçük bir
ipucu: Laptop çantanızı tartmıyorlar. Bu yüzden ben laptop çantama t-shirt ve
taytlarımı doldurdum. Valizler tartıldıktan sonra eğer kilo sınırını aşarsanız
gideceğiniz ülkenin para birimine göre kilo başı ekstra ücret alıyorlar. Kilo başı
5 Euro ödedik ve pahalı olduğu için THY’den almadığımız bilet parasını ödemiş
olduk. (THY’de bagaj sınırı 30 kg.)
Ben
Kütahya-Afyon ortak havalimanından İstanbul’a uçacak, oradan Berlin’e
geçecektim. Uçağımın olduğu sabah Afyon’a kar yağdı. Bir aksilik olmasaydı
şaşardım çünkü, aksilikler benim için yaratılmış. 08:00’de olan uçağım 09:45’te
hareket etti. Neden mi? Buzlanmayı önlemek için uçağı özel bir solüsyonla
yıkayacak olan araç 2 kere bozuldu. Hayır arkadaşım, tüm yolcuları uçağa
aldıktan sonra uçağı yıkamak neden? Biz nasıl bin saat önceden havaalanına
geliyorsak o uçağın da en azından 1 saat önceden uçuşa hazır konuma getirilmesi
gerekmez mi?
Pegasus’ta
tüm ikramlar, su dahi ücrete tabii. Ancak bu bir buçuk saatlik bekletmeye,
müşterileri biraz rahatlatmak adına bir şeyler ikram edilebilirdi. Kimse bunu
düşünemedi. Neyse en sonunda 25 dakika gibi kısa süre içinde İstanbul’a vardık.
Ama bu Pegasus’la ilk ve son seyahatim oldu.
PEGASUSFLY
SUCKS!
Neyse
efenim, sağ salim Berlin’e vardık.
3
kızdık,
Yanımızda
boyumuz kadar 3 valiz, ve 10 kg el valizleri…
Allah'tan
arkadaşımın bir tanıdığı geldi de bizi yurdumuza götürdü. Yurt diyince insanın
gözleri önünde baya bildiğin yurt canlanıyor değil mi? Ama hayııır, bizimkisi
ev imiş. Avrupalıların özel hayata saygısı var arkadaş! Benim Ankara’da 3 kişi
yaşadığım oda şu an sadece ve sadece benim odam. Onun dışında ev 3 kişilik
olduğu için 2 oda daha var ve mutfağımız var. Mutfakta fırın bile var ki geçen
gün patatesli börek yaptık.
Havaalanından
yurda gelirken öğrendik ki biz doğu tarafındaki havaalanına iniş yapmışız. Bir
de batıda havalimanı var. Batı ile doğu arasındaki fark Soğuk Savaş’ın
bitimiyle bitmemiş, binalar, insanlar, yollar, tarzlar kendini bu ayrıma
alıştırmış. Doğu biraz daha köhne, eski, ve bakımsız imajı çiziyor. Esasında
batıyla henüz çok haşır neşir olamadık. Şöyle bir şey daha duydum: Batı’nın
insanları daha sıcakkanlı, daha yardımsever imiş, Doğu’dakiler daha soğukkanlıymış.
Ancak, bence Berlin’i Berlin yapan ne varsa doğu tarafında. (Mesela doğu gece klüpleri
ve barlarıyla çok ünlü, kıps.)
Evimize
yerleştik, ertesi gün okula gitmemiz gerekiyordu. Toplu taşıma araçlarını
kullanmak için bilet almak gerek. Ancak nereden alacağımızı bilmiyoruz. Biz biletsiz,
bedava o tramvay benim bu otobüs senin binerken yakalandık! Otobüse biniyoruz,
bilet okutacak makine yok. Biz de oo bilet almaya ne gerek var diye sevinmedik
değil hani. Burada toplu taşıma sistemi mükemmel geliştiği gibi kontrol de gelişmiş.
Sen tramvayda/metroda/otobüsteyken adam geliyor, “biletini göster” diyor. Burada
günlük/aylık ve kalacağın ya da alacağın aya göre toplu bilet alma seçenekleri
var. Biletsiz dolaştığımız için bir güzel 40 Euro ceza ödedikten sonra BVG’ye
gidip aylık öğrenci bileti aldık. Bir ay için öğrenci bileti 55 Euro civarında.
Birden çok geldi değil mi? Aslında değil. Berlin’de hiçbir yere tek vasıtayla
gidilemiyor. Mutlaka aktarma yapmalısınız ya da başka bir hatta geçmelisiniz. Mesela
ben her gün okula giderken 2 araçla gidiyorum. Hatta 3 de olabilir ama yürümeyi
tercih ediyorum. Ankara’da her gün geliş gidiş 12 lira (aylık 360 lira)
verecekken (ki sadece okula gitmek için) burada 55 Euro verip istersen gün boyu
9858598586 araca bin, keyfine kalmış.
Topluma
taşıma sistemi bu kadar gelişince kaybolmalar da olmuyor değil. Kaç kere
kaybolduk, kaç kere yanlış yöne gittik hiç bilmiyorum.
Geldikten
sonra 2 hafta boyunca heer gün markete gittik. 6 aylık da olsa bir düzen kurmak
kolay değil. Ve gittiğimiz her markette (özellikle real’de) çikolata
reyonlarını görünce çıldırmaktan kendimi alamadım. Zaten çikolata manyağı biri
olarak cennete düşmüş gibi hissediyorum kendimi. Eve dönerken valizimde 869505
paket çikolata olacak sanırım. Bunun dışında bizi kalbimizden vuran içki
fiyatları… Tanrım, bira gerçekten sudan ucuz! 35 Cent’e bira var. Marketlerin içki
reyonları görülmeye değer. Tüm içkilerin 70’likleri, rakı da dahil, 12 Euro
filan.
Ev
partisine giderken fazla içmeyelim diye iki bira alan bizler, gelirken şişe
şişe içki getiren sınıf arkadaşlarına sahibiz. Geçen hafta Fransız arkadaşım
Martini kokteyli yaptı, mükemmeldi.
Almanca
kursunda Berlin’in ne ile meşhur olduğunu konuşurken biri demez mi döner kebap
diye! Daha önce de dediğim gibi, burada Türk nüfusu çok olunca, haliyle Türk
yemekleri de hayli tanınıyor. Ancak döner kebabı gelin bi de Türkiye’de yiyin
diyip durdum herkese. Adam olun, ayık olun!
Bu da Erasmus şarkımız!
Bir
Takım Notlar
- Eğer sarışınsanız “Aa Türk müsüün? Almanlara çok benziyosuuun.” Cümlelerine hazır olunuz. Ben saçımı kestirdim, saçımı koyu renge boyadım yine de bu söylenilenleri 7659504 kere duydum.
- Erasmus hibenizle geçineceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kaldığınız süre boyunca hibenizin 3 katı para harcayacağınızı temin ederim.
- Alman başkonsolosluğu Schengen vizesi vermemiş bize sağolsun. Eğer bordo pasaportunuz varsa, oturma iznini alana kadar olduğunuz ülkeden çıkmayın. Çünkü elinizdeki sadece ülkenizde geçerli olan Erasmus vizesi. Böyle saçma sapan işler.
- Türkiye’de yaptırdığınız sigorta burada işe yarıyor mu yaramıyor mu anlamadım. 6 aylık sigorta yaptırmama rağmen, Berlin’deki okulum ısrarla Alman sigortası istiyordu. Eğer babanız SSK,Bağ-Kur ya da Emekli Sandığı’ndansa SGK’den Almanya’da geçerli olan AT11 sigorta belgenizi alın da gelin. Buradaki AOK birimlerine onaylatıyorsunuz ve aylık 70 Euro değerinde olan sigortayı yaptırmaktan yırtıyorsunuz.
- Almanya’da her yere zamanında gidin! Adamlar dakik..
- Avrupa’da tekstil ucuz değil. Alışveriş heyecanına kapılmayın.
Son
Söz: Berlin’i seviyorum, hava ısınınca daha çok seveceğim. Ama ömrümün geri
kalanında burada yaşamayı istemem. Ankara gri ise Berlin daha da gri, belki de
geldiğimizden beri kar yağdığı içindir bilmiyorum. Bence Berlin’de hayat
gençsen güzel.
Esasında
daha yazmak istediğim çok şey vardı. Ama bazı olayları unuttum (ki bir sonraki
sefer bunu yapmam umarım), çoğu olayı da öylece ortalığa dökemem a dostlar.
Türkiye’ye dönünce toplaşıp konuşalım.
Bir
sonraki yazımda Berlin’in çılgın gece hayatından,Nisan ayında yapacağımız Dresden ve Doğu Avrupa turumuzdan bahsedicem.
Bi
de artık bahar gelsin!

