
90'larda çocuk olmak Yüzüklerin Efendisi'yle haşır neşir olmaksa milenyumda çocuk olmak Harry Potter serisine kıyısından köşesinden ama mutlaka aşina olmaktır. Ben aşina olmakla kalmayıp bu dünyaya giren ve hiç mi hiç çıkmak istemeyen, kitaplarını su gibi içen, susayıp tekrar tekrar, kana kana içen; filmlerindeki eksik gedik ne varsa bulmak, eleştirmek için gözünü kırpmadan izleyen, doyamayıp yine izleyen o harrypottercılardan biriyim.
Felsefe Taşı'nı 5. sınıfta okudum. İlk 20 sayfasında afallayıp tekrar tekrar okudum. bu bi çocuk kitabı değil miydi? Uçan motosiklet de neyin nesiydi? Hele kediye dönüşen bir kadın! Ardı ardına Ateş Kadehi'ne kadar okudum. Şimdi bile ilk 4 kitap bir bütün sonraki 3 kitap ayrı bir bütün gibi gelir. Kim-olduğunu-bilirsin-sen'in kim olduğuna akıl sır erdiremedim bir süre. Kitap aşkımın tavan yaptığı, elimden kitabı düşürmediğim, su içmeyi bile unuttuğum, bu nedenle sık sık annemle kavga ettiğim zamanlara tekabül eder şu ilk 4 kitap. Bir keresinde para kaybetmiştim de annem hıncını biricik HP kitaplarımdan çıkarmıştı. E ben de n'apiyim, Türkçe kitabımın arasına sıkıştırıp Azkaban Tutsağı'nı okumaya devam ettim. Babam "maşallah kızıma" derken yine yakalandım.
Fen dersinde laboratuarda otururken iki HP'ci arkadaşımla "kim daha önde?" yarışına tutuştuk Ateş Kadehi hakkında. Sizi bilmem ama Ateş Kadehi benim için özeldir; kara büyülerle iyice yakınlaşmaktır, Harry'nin ilk aşkını tadışıdır, Ron'un Hermione'yi ilk kıskanışıdır, Potter'la Voldemort'un ilk yüzyüze gelişidir... Ayrıca o ana kadar okuduğum eenn uzun kitaptır. Daha sonra, hala hayatımda okuduğum en uzun kitap ünvanını barındıran, Zümrüdüanka Yoldaşlığını saymazsak. Zümrüdüanka Yoldaşlığı demek LGS'ye hazırlanmak demekti. (Bir de şu var. Boşuna demiyorum HP bir tutkuymuş meğersem.) Efenim itiraf etmek gerekirse ben Sirius'un ölümünden dolayı pek de kahrolmamıştım. Tülün arkasına düşmüşmüş falan, duygulu bir anlatım değildi ne kitapta ne filmde. Ancak Harry'nin Hogwarts'ta yana yakıla Sirius'un hayaletini ararken Neredeyse-Kafasız-Nick'in, Sirius'un neden hayalet olarak aralarına geri dönmediğine dair açıklamasından oldukça etkilenmiştim.
Melez Prens demek lise demekti. Kitabı uzuuun arayışlarım sonunda elde ettikten sonra içime sindirerek yavaş yavaş okudum. Sayfalar ilerledikçe Melez Prens'in kim olduğuna dair tahminler ve tartışmalarla keyif çatarken bir gün arkadaşım suratıma pat diye gerçeği yapıştırdı: "Melez Prens, Snape." Ki ben hiç ihtimal vermemiştim ona, ki ben daha kitabın çok başındaydım. Neyse, Melez Prens demek tam final zamanımla Dumbledore'un ölümünün olduğu bölümün çakışması demekti, kitabı elimden düşüremem demekti. Anka kuşu olanca güzelliğiyle, ağıtlar yakarak Hogwarts'ı terk ederken benim ağlamam demekti. Bu sahneyi gözümde çok canlandırdım,çok heveslendim; ama filmlerin kitaplara asla tamamen sadık kalamadığına bu sahnenin tüm büyüsünün bozulmasıyla karar verdim. Bırak anka kuşunu, cenaze bile yoktu ki filmde, David n'aptın sen!
Ve Ölüm Yadigarları.. J. K. Rowling'in bir otel odasına bıraktığı notla öğrendim kitabın bittiğini ve dört gözle beklemeye başladım. E Rowling bazı karakterlerin son kitapta öldüğünü ve bundan üzüntü duyduğunu belirtmişti o notta (Bu da nasıl bir saçmalıksa, 'ben Moddy, Lupin, Tonks ve Fred'i öldürdüm, bundan üzüntü duyuyorum. Ama birilerinin ölmesi gerekiyordu.') Hangi birimiz Dumbledore'dan soğumadık ki bi an için, hangi birimiz Rowling'in hayalgücüne hayran kalmadık. Snape'in anılarına girince ve Harry'nin de bir hortkuluk olduğunu öğrendiğimizde hangimiz ağzımız açık kitaba bakakalmadık. Ve hangi birimiz onlarca önemli şeyi filmde göremeyince hayal kırıklığına uğramadık. Hele ki kitabı unuttuğuma kanaat getirip yine okuyup, bitirdiği anda, tüüm ayrıntılar kafamın içindeyken filme giden ben, her sahnede bir eksik,gedik buldum. Yapsana şu filmi 3 saat. Hayır yani, finaldi zaten. Hevesi kursağımda kaldı.
Neyse efenim, komşu kızıyla hep konuşur, 20 yaşımıza gelmemize rağmen hala HP filmlerine gidecek olacağımız için utanır gülüşürdük. Ama üniversite beni bu konuda hayal kırıklığına uğratmadı vee etrafımı HP tutkunlarıyla çevirdi. Şanslıymışım. Ve hep dedim, yine diyorum ki, Harry Potter bir çocuk serisi değildir.
J.K. Rowling şöyle dese yeridir: "Bir kitap yazdım, ne hayatlar değiştirdim."
Kadın sokakta yürüyen herhangi biriyken öyle bir hava yarattı ki en zenginler listesinde ilk sıraları çekti. Bizim kerata Daniel ve tayfası da bundan az ekmek yemedi hani.

yazacak daha tonla şey var, amma velakin şu iki fotoğraf bunların bir kısmını anlatıyor sanırım.
O değil de, bitmeseydi ya.. Yastayım.
Son filme gitmeyi erteledim durdum. sanki ben gitmedikçe bitmeyecekmiş gibiydi.o büyülü dünya sona ermeyecekmiş gibi.ama en sonunda dün gittim ve bir dönem bitti. yaşlandığımı düşünüyorum inan ki :D biz harry potter ile büyüyen bir nesildik.
YanıtlaSilve 5.kitapta sirius öldüğünde itiraf etmeliyim ki uzun süre ağladım.ben o adama aşık olabilirim sanırım.