Ankara'ya geleli bir hafta oldu sayın seyirciler.tabii biz muhabbet arasında "bir hafta mı? hadi canım, aylar olmuş gibi geliyor." modundayız.neden mi? ODTÜ'deyiz, havamızı atarız.sabahları 08.40 dersine yetişmek için yurtların önündeki gelmeyen, gelse de bizi almayan, ama bizim sürekli umut bağladığımız görevlilere tahsis edilmiş ringleri bekleriz.lanet olası ringler bizi almayınca yabancı diller yüksekokuluna uzuuunca bir yürüyüşe geçeriz.bu yürüyüş sırasında ringlere bakıp iç geçiririz, yorgunluktan oflayıp puflarız, "iyi ya sabah sporu işte." diye aptalca bir teselliyle avunuruz.hoca hep ingilizce konuşur fakat çelişkiye bak ki ortaokul seviyesinde ingilizce anlatır.dört saat ders communationdur, readingdir akar gider, 12.40'ta koştur koştur çatıda yer bulma umuduyla yemek yemeğe gidersin ki genelde yemek sırası kapılardan bacalardan taşar.yemek yemek için boş mideyle o uuupuzun yolu arka bahçe'ye gitmek için çekersin.devrimin önünden geçerken her gece orada takılmana rağmen yine de hayran hayran bakınırsın.yemek yerken şayet dışarıdaysan arılar da yemeğine ortak olmaya gelir.sonra odtünün içindeki yüzlerce kediden birkaçı gelip yanında durup gözlerinin içine bakar yemek vermek için.küçük bir dipnot; kedilerin öyle masum, temiz göründüğüne bakmamalı.bu kedilerden bazıları iki-üç kedi büyüklüğünde olur.bir kedinin diğerine saldırdığını gözlerimle gördüm, başka bir kedininse köpeğe saldırdığını duydum.bu kediler, bir pazar günü çarşının çimlerine, güneşe karşı uzanmış ısınmaya çalışırken yaramaz bir arkadaşının kediyi senin üstüne atması için de kullanılabilir, idealdir.
odtü efsanelerini hayranlıkla dinlersin, hayranlık bazen aşka da dönüşebilir, anlatan arkadaşa dikkat edilmelidir.kütüphanenin ününü duyup gidemezsin.öğleyin tshirtle gezdiğin sokaklarda akşam donarsın.devrime giderayak yurda uğrar, battaniye,pike ne varsa alırsın.akşam yemeğinde tıka basa yemene rağmen yurda uğramışken çantana bir yığın abur cubur doldurursun.kimileri bira içer sen ice teayle idare edersin.yanlışlıkla alınmış petibör sonucu sıcak süt-çay hayallerine dalarsın.bu sırada alınan bunca battaniyeye rağmen devrimde donarsın.saat 12'ye yaklaşırken arkadaşlardan bir tanesi "beni demiraya götürün, lanet olsun ayrılıcam bu yurttan." diye isyana başlar.bir iki arkadaşla yetinilmez bırakmaya gitmeye, on-on beş kişi kalkar aynı anda.devrimde çalan saksafona (evet ilk gördüğümde ben de çeşitli ünlemler kullandım.hele çocuk saksafonuyla oyun havası felan çalınca gözlerim daha da bir açılıp, yüzüme çarpan soğukla kapandı.), gitara veda eder, yurtlara giriş saatine 20 dakika kala odtünün en kuytu yerinde kalan demiraya gider, arkadaşı bırakır, koşaradım yurda ilerlerken bir macerapestin önerisiyle sözde kısa yol olan ama özü hala tartışılan ormana dalarsın.ormanın derinliklerinde kurt,çakal,tilki yaşadığını duyduğunu söyler, ayı kapanına rastlamaktan korkarken Odtü'ye uzak çok çok uzak olan gölün tabelasıyla karşılaşır dumur olursun.dalga yollu otostop çekerken (bizdeki akla bak ki dolmuşa otostop çekmek!) dolmuşun durmasıyla şaşkınlığa uğrar, dolmuşa binince de sayın odtü mensuplarının "siz hazırlık mısınız?" dalgasıyla karşılaşırsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder