Herhangi bir günün herhangi bir sabahıydı. Sabah mıydı hatta, hatırlamıyorum. Çünkü göz kapaklarımı birbirinden zorla ayırdığımda oda hala karanlıktı şu ışık geçirmeyen perdeler sayesinde. Ama yaramaz bir ışık parçası sızıvermişti odadan içeri. Tam üzerine. Sanki dünyada sadece sen aydınlığı hak ediyormuşsun gibi. Ve ben yine karanlık odada karanlığımlaydım. Yanımda sen uyuyordun, hala uyuyordun.
"Çok değişti her şey." diye düşündüm o anda. Sanki değişmenin sınırı varmış da daha ileri gidemezmiş gibi değişim. Daha fazla haddini aşamaz gibi. Ellerimle çizdiğim kırmızı çizgileri ihlal ettiği anda hayatım/dışı edebilecekmişim gibi. Ben değişimi hayatımdan çıkaramazdım belki ama ayak uyduramazsam bu döngüye fena dışlanabilirdim hayattan.
Güneşin aydınlattığı yüzüne baktım ve aynadaki aksime. Gerçi göremiyordum kendimi, karanlıktaydım. Aynadaki aksim de simsiyahtı. Oysa ben bembeyazdım ve hep tezatlarımı sevmiştim. Ben beyazdım belki güneş yüzü görmediğim için. Sen siyahtın hep aydınlıkta kaldığın için. Gözlerim siyahtı benim, bundandı belki bu görünüş. Sense etrafa yeşil bakıyordun. Ben seni siyah gördüm, sen beni yeşil gördün. Bazen beyaz, bazen mavi. Gözlerin seni yanılgıya düşürüyordu çoğu zaman. Siyaha ait olan bendim, renklere ait olan sen.
Sen uyuyordun. Çıplak ve savunmasızdın. Bense tüm silahlarımı donanmıştım sana karşı. Oysa kandırılan da sendin, aldatılan da. Ama uyuyordun ve günün yorgunluğuyla uzun süre uyuyacaktın. Kalktım yanından. Hırsımla perdeyi açıp daha da aydınlığa kavuşturdum seni. Perdenin önünde durdum ışıktan korunmak istercesine. Çünkü karanlık tüm ayıpları, kötülükleri örterdi. Bembeyaz olan sendin şimdi, siyahlara bürünen ben.
"Çok değişti her şey." dedim bu sefer sesli. Ama duymadın. Değişmiştin. Eskiden bir tıkırtıya uyanan sen dünyanda kıyamet kopmasına karşın uyanmıyordun. Bunu kendime mi mal etmeliydim? Ustalıkla mı aldatıyordum seni? Yoksa ustalıkla aldanan sen miydin?
Suçlu olan sen miydin bunca saflığınla yoksa ben miydim bunca sahteliğimle? Sorgulamıyordum çünkü sorgulamıyordun. Ve ben de değiştim. Değişime ayak uydurmalıydım. Değişim heyecanlıdır. Ben de en heyecanlısını seçtim. Aldattım seni.
Sadece seni değil. Çevremdeki çoğu kişiyi aldattım yalanlarımla. Çokça ihanet ettim hiç hissettirmeden. Çokça cinayet işledim. Doğruları öldürdüm acımadan, yerine yalanları ustalıkla doğurdum. Kimse fark etmedi. Sen gibi sorgulamayanlarla doluydu dünya. Çünkü olanı kabullenmek her zaman daha kolaydı.
Ama ben sorguladım. Çünkü kendime kötü sıfatları yakıştıramadım. Ya da kötü sıfatların yanında eğreti duruyordum, beni nitelendiren sözlerin sonrasında. Belki derinlere inince okkalı bir bahane bulup kendimi aklayabilecektim.
Suçu sende arayamazdım. Sen hep sevdin beni, hep bana sadık kaldın. Benim tüm derdim bir erkeği aldatmaktı. Geçmişten gelen bir intikam duygusuydu bu. Hep aldatan erkekti, suçlu olan hep onlardı. Ama bir kadın da mükemmel biçimde aldatabilirdi mutlaka. Hep aldanmak zorunda değildik ki hiç de aldanmadım babamım yalanlarına. İnanıyormuş gibi göründüm sadece.
Hep duymazdan geldim babamın 'onlarla' konuşmalarını. Duyduğumu belli etsem ne olacaktı. Duyduğumu belli ettiğimde ne olmuştu?
"Hayır, hatırlamamalıyım." diye düşündüm. Her hatırladığımda üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen kocaman bir nefret dalgası çullanıyordu üzerime. Unutamıyordum ama. İnsan neden hiç en güzel anılarını aklında tutamazdı? Neden hep kötülerini hatırlardı birine dair? Ya da bu durum sadece bana mı mahsustu? O benim babamdı ve benim için çok şey yapmıştı. Neden onca şeyi hatırlamayıp tek bir geceyi hatırlıyordum?
"Tek bir gece değil" dedim kendi kendime. Alelade olan tek bir geceydi belki. Diğer geceleri hep gizli saklı yapıyordu. Bazılarını ben yakalıyordum, bazılarını annem. Bir şey yapamıyorduk. Sahi ne yapabilirdik? Evi terk etmeye kalksak eninde sonunda geleceğimiz yer burası değil miydi? Sineye çekip oturmaktan başka çaremiz yoktu. Bazı geceler, babamın eve geç geldiği geceler, bağrışmalarından uyanıyor ve onları dinlemeye başlıyordum. Pek çok gece kalkıp sövmek istedim, babamın suratına tükürmek istedim. Ama bana aldırmazdı. Ya da annemi umursadığından daha çok umursardı. Bir kere "Keşke benim babam da amcam gibi olsaydı" dediğimde bu sözlerim bıçak gibi saplanmıştı ona, biliyordum. Ama gecenin bir körü kalkıp içimdekileri suratına çarpmaya cesaret edemiyordum belki. Tek bir gece hariç...
Büyümüştüm artık. Büyümenin tüm aşamalarını yaşamıştım. Büyümenin de bir sınırı olduğunu düşünüyordum belki. Ve bu sınırı zorlamakta olduğunu düşünüyordum. Nereden bilecektim o geceyi de yaşadıktan sonra şimdiye kadarki yolun daha uzununu alacağımı.
Küçük odamda oyalanıyordum. Düşler düşürüyordum aklıma. Sessizdi odam. Ev de sessizdi. Sadece babam ve ben vardık evde. Hava kararmaya yüz tutmuştu. Perdeyi çoktan çekmiştim, dışarıdaki karanlığın içimi doldurmasını istemiyor gibiydim. Sonra salondan sesler gelmeye başladı. Önce televizyondan geldiğini sandım. Pazar gecesiydi ve mutlaka televizyonda izlenecek bir maç bulunurdu. Spiker heyecanla futbolcunun kaleye yaklaştığını, ama topun ağlara gitmesini kıl payı kaçırdığını anlatıyordu belli ki. Sıradan... Her insanın belli bir amacı vardı bu amaçsız hayatta. Kimi pahalı bir topun peşinden koşar, pahalı ayakkabılarıyla topa tüm hırsıyla vurup onun hedefine ulaşmasını amaçlardı, kimi o topu pahalı eldivenleriyle kaleden uzaklaştırmayı, kimi de tribündeki seyircilerin artıklarını toplayıp karnını doyurmayı.
Birden sesin babamdan geldiğini fark ettim. Umursamadım. Kısa bir iş görüşmesiydi muhtemelen. Ama hayır, babam kimseyle böyle bir ses tonuyla konuşmazdı. Çok nazikti karşısındakine karşı, incitmeye korkar gibi. Konuştuğu her ne isterse çoktan teslim olmuş gibi.yavaşça kapıya doğru yürüdüm. Kapının aralığından salona baktım. Ama kapı kapalıydı. Odamın kapısı yavaşça açıp çıktım. Salona yaklaştım. Sessizdi her yer. Hiçbir zaman sakin kalmayan aşağıdaki market bile sakindi bugün. Sanki herkes benim bu konuşmayı duymamı istiyordu. Sade babamın sesi vardı evrende yankılanan.
-Aşkııımm neden böyle yapıyorsun?
-...
-Annen mi? Ah pardon annem. Tabii ya o benim de annem artık.
Duyduklarıma inanamadım. Sanki biri beni tepetaklak çevirmiş de tüm kan beynime hücum etmiş gibiydi. Babamın ağzından çıkan sözcüklerden, ses tonundan midem bulanıyordu. "Annem" ne demek oluyordu? "Belki senin yaşındadır anne dediğin insan, pis herif" diye söylendim. O hala hiçbir şeyden habersiz sevgilisiyle konuşuyordu içeride. Ama duymuyordum artık ben. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Onca yıl hep benden kaçan cesaret iliklerime kadar dolmuştu. Artık zamanı gelmişti. Olanca gücümle salonun kapısını açtım. Babam ne olduğunu şaşırmıştı. Telefonu kapattı o hızla ve yüzüme baktı acemi şaşkınlığıyla.
-Sen nasıl bir herifsin, bu evde nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Tiksiniyorum senden. Artık senin gibi bir babam yok!
Dedim. Nasıl söyledim, o kelimeler nasıl çıktı ağzımdan bilmiyordum. O an sanki çektiğim acıdan dolayı bilincimi kaybetmiştim de beynimde bir yerlerde yer etmiş sözcükleri haykırıvermiştim. Oysa bu konuşmanın provasını önceden ne çok yapmıştım. Upuzun, acımasız bir konuşmaydı bu. Ama o an sinirden baştan aşağı titriyordum ve gözyaşlarım yanaklarıma hücum etmeden hemen gitmek istiyordum. Eğer karşısında ağlarsam acı çektiğimi, güçsüz biri olduğumu sanacaktı. Buna izin veremezdim.
Kapıyı alelacele açıp tüm gücümle çarpıp annemlerin yanına gittim. Sinir krizi geçiriyordum. Ağlıyordum. İçimdeki acıdan değil sinirden ağlıyordum ve hala titriyordum. Acı çekmiyordum kendi adıma. Sadece babama acıyordum. Böylesine zavallı ve aptal olduğu için. Duygu peşinde değil de ten peşinde olduğu için.
Suni tenler peşindeydi o. Ne hissettiği önemli değil ne hissettirdiği önemliydi. Kadınlara yaşattıklarından haz duyuyordu. Tutku nedir bilmiyordu. Basit sevişmeler peşindeydi ve her defasında daha ucuzunu seçmeye çalışıyordu, cimriydi. Böylece daha zavallı hale geliyor sevgiye muhtaç yaşıyordu. Çevresindekileri, tüm iyi duyguları yıkıp bedene tapıyordu. Parası vardı ve istediğini yapmakta özgürdü. İster ten satın alırdı, ister his... Bu kadar sığ düşünüyordu. Ve o sığ düşüncelerinde boğulacaktı.
Aldatıp, aldanıp ailesinin yanına geldiğinde hep o sevgiyi göreceğinden şüphesi yoktu. Başlarda çocuktum, anlamıyordum tüm bu olanları. Tepkimi nasıl ortaya koyabilirim bilmiyordum da. Ama o geceyi yaşadıktan sonra birkaç saate sığan büyümenin sınırlarını aştım ben. Olabileceğimden daha fazla büyüdüm. Büyüdüm ve soğudum babama, aldatmaya.
Aldatmaya karşı soğukluğum o kadar ileri gitti ki tenimi yakmaya başladı bu soğukluk.
Büyüdüm.
Boyum uzadı benim.
Saçım uzadı, yüzümü arkasına sakladım ışık görmeyeyim diye.
Soğuktum babama,erkeklere sıcak.
Bedenim büyüdükçe beyaz olan tenimin rengi daha da açıldı. Bembeyaz kesildim. Sevgiden yana gelen ne varsa yansıttım geri, kendime içinden bir şey almadan. Aldatmadan yana ne varsa soğurdum.
Sadece erkekler aldatmıyordu. Kadınlar da aldatabilirdi pekala. Ben de aldatabilirdim!
Annemin intikamını alabilirdim değil mi? O gecenin aynısını babama çok benzeyen birine yaşatabilirdim.
Siyah...
Hiçbir şey yapmamış gibi siyahlığın arkasına saklanan isteyen bir yüz.
Sevgiyi, aşkı, sadakatı soğurdukça simsiyah olan bir ten.
Sendin.
Benim hayatımda çokça değişmişti her şey. Sen bunun farkına hiç varmadın. Uyuyordun hep ya da beyazlığıma aldanıp aşkımla meşguldün.
Güneş iyiden iyiye aydınlatmaya başlamıştı odayı. Güneşe doğru açtın gözlerini. Sonra kıstın. Aranan gözlerle odayı süzdün. Aynada gözlerimiz kesişti. Kırmızı rujumla renklendirdiğim bembeyaz dudaklarımla gülümsedim sana.
-Neden hazırlanıyorsun bu saatte? Nereye gideceksin?
-Sevdiğim bir arkadaşımla buluşacağım bugün. Sana fazla vakit ayıramayacağım.
Usta bir sahtelikle kıvrılan dudaklarım yine aynı sahtelikle büzüldü.
Ben "annem"le tanışmaya gidiyordum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder